İnsanoğlunun kendisini vahşi hayattan ayırması, ateşin kullanılmaya başlamasıyla mümkün olmuştur, diyebiliriz. Ateş, taşınması ve sürekliliği zor bir unsurdur. Bu yüzden belli bir mekanda bulunması gerekiyordu. Bu gereklilik insanoğlunun yerleşik hayata geçmesinde de önemli rol oynamıştır.

“Ocak”  bir Türk evinin en mukaddes yeridir. İslam öncesinde olduğu gibi İslamiyet’ten sonra da Türkler arasında önemini korumuştur. Bugün dahi Anadolu’nun pek çok yerinde (Çukurova da bunların içerisindedir) İslam öncesi hayatta olduğu gibi[1],  ateşe tükürmek, ateşe su dökmek, ateşin üzerine küçük abdest bozmak, külü gece dışarı atmak gibi eylemler hoş karşılanmaz, yapanlar uyarılır.

Ateşe bakarak çocukların doğumu, ürünlerin durumu, ailenin kut ve saadeti vb. gibi  olaylar hakkında kehanette bulunulur. [2]

“Ocak”  ailenin veya soyun kendisiyle doğrudan ilgili olarak ad kazanır. “Ocak” aileyi temsil eder.[3] Bu yönüyle atalar kültü ile de ilgilidir.[4] Yaratılış ve türeyiş efsanelerinde ateş ve ateşle ilgili mitlere rastlayabiliyoruz.[5]

İslam öncesinde evin yerini belirleyen “şaman”, özel bir törenle ve dualarla ocak taşını yerleştiriyordu.[6] İslamiyet’le birlikte “şaman”ın görevini halkın itibar ettiği dini nitelikli kişiler (hoca, şeyh, derviş, alim vs.) almıştır.

Eski Türk adetlerine göre ‘Küçük oğlan’, babasının evinde oturan ve baba ocağını devam ettiren bir çocuktu. Bunun içinde, en küçük çocuklara ‘Ot-Tegin’, yani ‘Ateş-Prensi”, baba ocağını devam ettiren çocuk denirdi. Töreye göre hükümdar olamazlardı; fakat babalarının mal ve servet mirası onlara düşerdi.”[7]

 Her uygarlığın kendine ait bir edebi ve estetik zevk anlayışı vardır ve bu anlayış o uygarlığı meydana getiren kültürden, kültürün dünya görüşünden etkilenir.[8] Sosyal yapıyı oluşturan öğeler ait olduğu toplumun kültürel değerleriyle şekillenirler.[9]

Türklerde çocuk sahibi olmak ve neslin devamını sağlamak çok önemliydi. Çocuksuz aileler horlanıyordu.[10] Hatta Göktürkler’de aile kelimesi çocuğun içine konularak sallandığı beşik (bişük/böşük) kelimesi ile karşılanıyordu.[11] İnsan gücüne çok ihtiyaç duyulduğu bir dönemde bunun sebebini anlayabiliyoruz. Dede Korkut Hikayeleri, Manas Destanı vb. edebi ürünlerde bu anlayışın izlerini bulabiliyoruz. İşte bu anlayış doğrultusunda çocuksuz bir Avşar kadını yaktığı ağıtında:  

“Ben görmedim o muradı
Git yayladan çiçek getir” (1)*

diye çocuk özlemini dile getirmektedir. Çocuklar içinde erkek çocuk makbuldür. Bu tercihe kız çocukları da rıza gösterirler.

Ne ağlıyon bre ana
Oğlan olur otururum
Ayağıma çarık giyer
Odununu getiririm (2)

Ataerkil bir aile yapısında erkek çocuğun yeri kız çocuklarına göre daha önceliklidir. Çocuk babanın soyuna aittir. Soyun devamını sağlayacak da erkek çocuktur.

Türklerde toplumun çekirdeği aileden oluşur. Bu da baba, oğul ve torunlardan ibarettir. Evlenip giden kızlar ile onların çocukları aileden sayılmazlardı.[12] Dede Korkut’ta “Kız anadan görmeyinçe öğüt almaz, oğul atadan görmeyinçe sufra çekmez. Oğul atanun yetiridür, iki gözinün biridir. Devletli oğul kopsa ocağınun közidür.”[13] ifadesinde olduğu gibi Avşarlarda, ailenin ocağını tüttürecek olan, yani, soyun devamını sağlayacak olan erkek çocuktur. Erkek çocuk yoksa “ocak” batar.

Oğlum yoh da onun için
Amanat tütüyor tütün (3)

Erkek çocuk ocağın/soyun devamını sağlayan yegane varlıktır.

Oğlum yok ocağım batar. (3)
Haksındım Memmed haksındım
Oğlan öldü ocak battı. (4)
Oğlansız ocak mı yanar

Boşuna dönüyor tabak. (5)
Bizim Hatça çok ağlıyor
Battı babamın ocağı (8)
Su istemez batkın ocak (6)

Oğlansızlık ölen kişi için en çok acınılacak durumlardandır. Çünkü soyun devamı kesilmiştir.

Kurban olayım eline
Oğlansızı yuyan hoca (7)
Ne deyi camiye indin
Ne var evladsıza uğra. (9)
Bekar anam oğlu bekar
Oğlu yok da beni yakar. (10)
Oğlu yok yüreği yangın
Çobanlardan kar istiyor. (5)
Kör baht babamın ocağı.


Eski Türklerde babadan sonra aileyi anne temsil ederdi. Bunun için annenin yeri ailenin diğer akrabalarından ileri olurdu. Babanın mirası anneye değerdi. Çocukların vasisi o idi.[14] Çocuk bir nevi sigortaydı. Çocuksuz bir ailede kocanın ölümü üzerine geride kalan dul için sıkıntılı günler de başlamış olur. Bu yüzden dul kadın, eşinin ölümüyle hem sosyal statüdeki yerini kaybetmiş ve hem de kör ocak bir evde yalnız başına kalmıştır. Artık kendisini koruyup-kollayacak bir varlıktan mahrumdur. Çocuk kadın için kocasından kalan mirasın tapusudur. Ağıtlarda bu da işlenir.           

Mirasçı malın bölüyor

Beş yaşl’oğlum olmayınca (3)
Yakışmaz mı sürmeli eşim
Ardında kalsa beşiğin (11)

Baba beşik beklerkene
Ben de beşiksiz yatarım.

Kör ederim Şefre seni
Yak odanın ışığını
Mevlam bir oğlan verip de
Sallatmadı beşiğini (8)

Sadece dul kalan kadın için değil, kız kardeş için de erkek kardeş son derece önemlidir.

Memmed benim küçük kardeş
Odamızı yakar m’ola (15)
Küçük Memmed’in de asker
Odanı kimler yahıcı (15)

odanın yanması, ocağın tütmesi aynı zamanda misafir kabul etmek, sofra açmak, iyilikte bulunmak ve dolayısıyla ataların ruhunun huzuru için önemlidir. Dede Korkut’ta “Konığı gelmeyen kara evler yıkılsa yıg”[15] sözüne rastlıyoruz. Türk milli kültürüne ait konukseverliğin temeli olan bu anlayışın ocak ile doğrudan bağlantılı olduğunu düşünebiliriz.

Bir hadiste “Adem-oğlu ölünce ona hayır ve ibadet kapıları kapanır. Yalnız bundan üç şey müstesnadır: devamlı hayır, kendisinden beşeriyyetin istifade edeceği ilmi eser, öldükten sonra kendisine dua edecek hayırlı evlad” denmektedir. [16] Avşarlarda erkek çocuk olmayan ocak “kör ocak” olmuştur. Atanın adını yürütecek, onu yaşatacak bir nesil yoktur artık. Atalarını anacak, onlar adına kurbanlar kesecek, adaklar adayacak, onların yeryüzünde temsilcisi olacak birisi yoktur. Bu yüzden çocuksuz evdeki bacanın dumanı bile emanetmiş gibi tüter.

Oğlum yok da onun için
Emanet tütüyor tütün. (3)

Bacadan tütünün tütmesi ise neslin devam ettiğini gösterir.

Peceden tütün tüterse
Nen çallım yavrum yatarsa
Çatal kurbanlar adadım
Gapıdan oğlan çıkarsa (4)

Bu yüzden Avşar ağıtlarında, ölen kişiye, yaşayanlardan birini (eski inançlardan bakiye kalan, kötü ruhlara adama, kötülükleri def etme boyutu), adama; tek sen geri dön de felan-filan sana kurban olsun, senin yerine o gitsin gibisinden, adak adama erkek çocuklar dışarıda tutularak yapılır.

“Dört kızıyın dördü de ölsün
Hakan’ı aldım dışına” (12)

“Oğlanlarına demiyom
Kurban olsun Yeliz kızın” (13)

Atanın en önemli görevlerinden birisi de nesli devam ettirecek evladı en iyi şekilde yetiştirmektir. Bu yüzden Dede Korkut boy boylayıp soy soylarken, destan kahramanları için babalarından tümen tümen koyun ister, at ister, deve ister, yayla ister. Avşar ağıtlarında da babanın en önemli görevlerinden birisi olarak evladın en iyi şekilde yetiştirilmesi yatar. Bir ağıtta;

Sana ölüm yakışır mı
Oğlun bir buçuk yaşında [17]

veya

Çocukları küçük diye
El mudar’eder kendine[18]

diyen Özgül Yener Hanım genç yaşta vefat eden kocasına ağıtlarıyla, çocuklarını ileri sürerek sitem etmektedir. Bir yerde bu küçük çocukların hürmetine bir isyan da var.

Yasin küçük, Gökhan küçük
Ölmez bunların babası[19]

veya

Dört beş çocuğun babası
Tahsin’inen Hacı ölmez[20]
Erkek çocuk olmayan evde, birinci eş, erkeğinin yeniden evlenmesine rıza gösterir. Bazı hallerde bizzat kendisi dünürcü olur. Bu tür bir davranış ilk eşin aile içindeki saygınlığını artırıp, mevkisini sağlamlaştırır. Hem de ilk eş kendisini bu yolla sigortalamış olur. Üstüne kuma getirmenin de bir sosyal statüsü vardır. Kumadan doğacak çocuk genellikle ilk kadının üzerine kayıtlıdır ve asıl anne bunu peşinen kabul eder. İlerde kuma tarafından, çeşitli nedenlere dayalı olarak statüyü zorlama geçimsizliğe sebep olabilir. Bu tür evliliklerin kökü de çok eskilere kadar gitmektedir. [21]

Bu ocağı batıramam
Üstüme yenge getirim (4)

Ölen kişi bir evin tek erkek veya tek kız çocuğu ise adı “Yalıñız”dır. “Yalıñız” olma özellikle belirtilmektedir. Bu zikredilmenin temelinde mitolojik bir köken bulabiliriz. Ögel “Manas, annesinin karnında ‘on ay’ kalmıştı. Alman-Bet ise 12 ay ana rahminde büyüdükten sonra doğmuştu. Öyle anlaşılıyor ki, büyük efsane kahramanları, diğer normal insanlara nazaren daha fazla kalıyorlar, olgunluklarını ve diğerlerine karşı olan üstünlüklerini böyle kuruyorlardı.

‘Annesinin tek oğlu’ olmak da ayrı bir öğünme sebebidir. Çünkü annesi, bütün varlığını ve kuvvetini tek çocuk doğurmak için sarfetmiş oluyordu. Manas’ın annesinin kanını paylaşan başka bir kimse yoktu.”[22] demektedir. “Yalıñız”ların ölmesi de daha çok acınılacak durumdur.

“Öleneçe unutmam ki
Babam oğlu yalıñızı” (17)

Öleneçe deli ağlar
Bir tek gardaşı ölenler (17)

Gız bibi kardeşim ölük
Ağ odamız viran oluk (14)

Bugün size ne ettiler
Oğlansızlık ne zor kızlar

Başkalarının çocuğu asıl evladın yerini tutmamaktadır. Evlatlık alma şekli ocak / çocuk ilişkisi içinde değerlendirildiğinde asıl çocuğun yerini alamamaktadır. Evlatlık alma işinde her ne kadar yakın akrabaların çocukları öncelik taşıyorsa da bu sadece gönül eğlendirmek, avunmak, evlat hasretini gidermekten daha ileriye gidemez. Dede Korkut Hikayelerinde geçen “Yad oğulı saklamağ-ile oğul olmaz, böyüyende salur gider, gördüm dimez. Kül tepecük olmaz, güyegü oğul olmaz. ”[23] sözü Avşar ağıtlarında birebir olarak yaşamaktadır.

El adama kardeş olmaz
Yalanlar kardeş yalanlar (17)

İnsanoğlu ilk atasından günümüze kadar gelmiş geçmiş bütün atalarının genetik özelliklerin taşımaktadır. Soyun devamını da bu genlerin baskın istekleri sağlamaktadır. Çocuk murattır, servettir, şefkattir, rahmettir. Ata kendisinin arzulayıp da elde edemediği, ulaşamadığı idealleri çocuklarında görmek istemektedir ve atalar çocuklarında kendilerine benzeyen tarafları gördükçe sevgi ve alakasını o çocuk üstünde daha çok yoğunlaştırmaktadırlar. (Dede Korkut’un pekçok yerinde bu anlayışı buluruz.)[24] Babanın/atanın yerini tutma erkek çocuklar için geçerlidir. Ocağın / soyun devamı ilkesinde erkek çocuklar atanın yerini alabilecek kapasiteden mahrum olursa, yeteneksiz olursa da ocak batmış sayılır. Nihayetinde Dede Korkut’un “Kazan Bey’in oğlu Uruz Bey’in Esir Düştüğü Destan”ında da Kazan Bey oğlu Uruz için aynı düşünceleri paylaşmakta, oğlunun yerini tutamayacağını veya mirasını oğluna vermeyeceklerini düşünmektedir.[25] Avşar ağıtlarında da bu anlayışın devam ettiğine şahit oluyoruz.

Memmed benim küçük gardaş

Odamızı yakar m’ola (15)
Bir korkum var babam oğlu
Hasan cahil ocak batar (16)
Fakısına darılıyor
Yerimi tutaman deyi !6)
Fakı yerini tutar da
Apı yakar odasını (16)
Oğlu olan tutar saldan
Oğlu olmayan bilmez halden
Ayan olsun sürmeli oğlum
Bir gelin getirdim elden (4)

Yazan: Yrd. Doç. Dr. Erdoğan ALTINKAYNAK

Yorum ekle

Great new costomer Bonus Bet365 read here.

arama
View best betting by artbetting.net
Download Full Premium themes