mustafaATürkiye’deki sosyal bilimciler tarafından halı-kilimcilik tarihi ve bu tarihin meydana getirdiği kültür hakkında yeterli düzeyde araştırmaların yapıldığı söylenemez. Konu hakkında genellikle tecrübesiz araştırmacılar, amatör halk bilimciler ve kısmen de sanat tarihçileri tarafından muhtelif yayınlar yapılmıştır. Bu çalışmalar ise çoğunlukla bir şehir-bölge esas alınarak yapılmış tasvire dayalı çalışmalardır. Dolayısıyla genelde halı-kilim sanatı, tarihi kültürel süreç ve coğrafi şartlar göz önünde tutulmadan değerlendirilmiştir. Yani halı-kilim sanatı genel olarak bilimsel anlayışla incelenmemiştir. Şüphesiz, vurguladığım bağlam çerçevesinde az da olsa bazı çalışmalar yapılmıştır; ama bu çalışmalar da maalesef bilimsel karşılaştırma tekniğinden mahrumdurlar.

Türkiye’de halı ve kilim sanatında kullanılan damgalar ve şekillerle ilgili yapılan bir takım araştırmalarda, genellikle Türklerden önce Anadolu’daki kadim kavimler dikkate alınarak açıklamalar yapılmıştır veya Türkiye’deki damgalar, şekiller o kavimlerle ilişkilendirilmiştir. Bazı eserlerde de, Anadolu’nun kadim kavimleri ile Asya Türkleri ve onların sahip olduğu medeniyet arasında bir bağ kurulmaya çalışılmışsa da sorunun yeterli düzeyde çözüme kavuşturduğu söylenemez. Türkiye’de damgalar üzerine çalışan araştırmacılar, Türklerin tarihi kültür coğrafyalarına yönelmek yerine, yaşadıkları ve araştırma yaptıkları coğrafyanın tutsağı olarak, “her şeyin kaynağı yaşanılan coğrafya” varsayımını bir gerçeklik olarak kabul etmişlerdir.

Türklerin kadim tarihi ve coğrafyaları göz önünde tutulmadan Ön Asya ve Balkanlar coğrafyasının kültürel yapısı anlaşılamaz ve hiçbir sorun yeterli düzeyde çözüme kavuşturulamaz. Çünkü “tarih bir toplum için, geçmişin deneyim ve bilgi birikimlerinin toplandığı bir medeniyet ambarıdır. Geçmişin doğru anlaşılmasını, geleceğin doğru inşa edilmesini sağlar”[1]. Bu nedenle tarihin önemli bir kültür unsuru olan kilim-halı sanatında görülen damgaları da bu bağlam içinde değerlendirip incelemek gerekir.

Türkiye’de halı-kilimlerde kullanılan damga ve şekillerin isimlendirilmeleri genelde yakıştırmadır. Mesela; “ana tanrıça”dan hareketle yapılan “elibelinde, hayat ağacı, bereket, insan, saç bağı, koçboynuzu, küpe, sandıklı, aşk ve birleşim, yıldız, suyolu, pıtrak, haç, sandık-kazan kulpu, bereket-akrep” ve benzeri isimlendirmeler[2] genelde, ad oldukları damganın varlığını yansıtmaktan uzaktır. Ayrıca Türk halı-kilimlerindeki damgaları Türk dünyasıyla ilişkilendirmek isteyenler de “ana tanrıça”dan hareketle yapılan isimlendirmeleri kabullenmiş ve kullanmışlardı[3]. Türkiye’deki halı-kilimlerdeki damgaları bir yöreye bağlı olarak açıklayanlar, araştırma yaptıkları bölgede tespit ettikleri damgaları, orada yaşayan aşiret, halk ya da coğrafya ile açıklamışlardır[4]. Diğer yandan dokundukları yerleri göz önüne alarak halı-kilimleri Kars kilimi, Hakkâri kilimi, Bergama kilimi ya da Kazakistan, Kırgızistan halı-kilimi vb. diye adlandırmak doğru mudur?

Mesela bu makalede kullandığımız Avşar dokumalarıyla ilgili fotoğraflar ile diğer dokumalardan aldığımız bazı damgaların aynı olduğunu ya da aynı damgaya aynı eserde neden farklı iki isim verildiğini nasıl açıklayabiliriz? Türkiye’de bir bölge, il, ilçe ya da bir aşirete bağlı olarak isimlendirilen damgaların diğer Türk kültür coğrafyasındaki Türk halkları arasında da yaygın olarak kullanılmasını nasıl açıklarız? Bu sorular ve cevapları özelde Avşar halı-kilimlerinin genelde ise Türkiye’deki halı-kilim çalışmalarının anlaşılması için önemlidir.

Bu makalede bazı örneklerini gördüğünüz Türkiye ya da İran’daki bazı çalışmalarda Avşar halı-kilimi olarak ifade edilen dokumaların Avşar olmayan Türk halkları arasında da yaygın olarak yapılıp kullanıldığını nasıl açıklayabiliriz?* Dolayısıyla halı-kilimlerin ve bunların üzerindeki damgaların tasnifinde "benzetme, varsayım, yakıştırma ve tahmin yöntemleri yanında, uydurmaları da kabullenerek el yordamıyla ilerlediğimizi biliyoruz"[5] ifadesi bu konuda araştırılması gereken temel sorunların bizi beklediğine işaret ediyor. Damgaların isimlendirmelerinin önemli bir kısmının yakıştırma ve uydurma olmaları hakkında özellikle resim 2, 3 ve 4’e bakınız.

Resim 3’te Eskişehir/Sivrihisar ilçesinden damgalar görülmektedir. Bu resimdeki 1 ve 2 nolu damgalar için kaynakta verilen söylencenin bir başka varyantı, Hakkâri ve Şırnak’ta Gülsayra diye bilinen damga için ifade edilir[6]. Bu resimdeki bir başka konu ise aynı eserde aynı damgaya iki farklı ismin verilmiş olmasıdır. Resimde görüldüğü gibi sayfa 13’de 1 ve 2 nolu damga  “gelin kız”, sayfa 15’de ise aynı damga “evli kadın” olarak isimlendirilmiştir. Bu tür isimlendirme hataları, konu hakkındaki çalışmalarda sıkça görülen bir durumdur.

Yerel çalışmaların ortaya çıkardığı verileri,  bir bölgeye has isimlendirmeleri Türkiye geneline özgü bir durum tespiti gibi değerlendirmek gerçeği yansıtmayan anlayışların doğmasına meydan vermektedir. Öbür yandan elibelinde olarak isimlendirilen bazı damgaların koçboynuzu veya bereket olarak isimlendirilen damgalardan nasıl ve neden farklı bir biçimde adlandırıldığı da, ayrıca kendi başına açıklanmaya muhtaç bir sorundur.

Türk halı-kilim tasniflerini birkaç grup dışında çok çeşitli adlandırmak pratik bir kaygıdan öteye bir şey ifade etmediği gibi, aşırı ısrarlar sosyo-kültürel hayatı ya da sosyal hafızayı parçalar. Çünkü onlar yani damgalar aynı tarihî bilinç içinde, fakat farklı zamanlarda ifade edilmiş bir zihniyetin ürünüdürler. Dolayısıyla geleneksel Türk halı-kilimlerinde farklı gibi görünen damgalar, aslında bir bütünün çeşitli parçalarını ifade ederler.

Türkiye’de görülen damgaların neredeyse Türklerin sosyal coğrafyalarının tamamında özellikle de Orta Asya ve Sibirya Türklerinde tarihin bilindiği devirlerinden beri kullanılmış ve kullanılmaktadır. Bu konuda Sovyetler Birliği zamanında hazırlanan eserlerde bolca örnek vardır. Özellikle İvanov’un eseri[7] Sibirya Türklerinin kullandığı damgalar açısından son derece zengindir. Bu eserde ifade edilen damgaların hemen hepsini Türkiye’deki halı-kilimlerde de görmek mümkündür. Mesela Türkiye’de pıtrak olarak ifade edilen damga, Sibirya’da kullanılmaktadır. Fakat Sibirya’da pıtrak yetişmez.

Türkiye’de kullanılan damgaların her şeyden önce tarihî, kültürel kaynaklarının tespit edilmesi gerekir. Bu sebeple damgaların Türk kültür coğrafyasındaki dökümü yapılmalıdır. Bunlar yapılmadan halı-kilimlerdeki damgalarının isimlendirilmeleri, anlamlandırılmaları genelde sakıncalı ve yanlış algılamalara yol açacak sonuçlar yaratabilir. Üstelik kimi zaman bilinçli veya bilinçsiz biçimde yapılan bu türden hataları düzeltmek, yeni araştırma yapmaktan çok daha zor olmaktadır. Dolayısıyla, halı-kilim damgaları hakkında çalışanların olabildiğince disiplinler arası bir anlayışla araştırma yapmalarına ihtiyaç olduğu kadar bu bir zorunluluktur.

Yukarıda da kısaca ifade ettiğimiz gibi Güran Erbek ve Mine Erbek tarafından hazırlanıp Kültür Bakanlığı tarafından yayımlanan üç ayrı eserde, Türkiye’deki halı-kilimlere kimlik veren damgalar, Anadolu’da yaşamış tarih öncesi halklarla ilişkilendirilerek de anlatılmaktadır. Örneğin her üç eserde de yukarıda bahsi geçen Gülsayra-Gülsayre’nin dokuduğu damga, Anadolu’daki yaygın kullanımıyla “elibelinde” olarak adlandırılmış olup bu damganın Çatalhöyük, Ahlatlıbel, Hacılar kazılarında bulunan ana tanrıça şeklinden türediği, Çatalhöyük kazıları sonucu bulunmuş olan duvar süsleme örneklerinin günümüzde Anadolu’da kullanılanlardan pek farklı olmadığı ifade edilerek şöyle denmiştir: “Anadolu kilim ve halı dokuma tekniklerinde karşımıza çıkan elibelinde motifi bu heykelciklere benzer formdadır. Dokumalardaki bütün motifler kadının kültürel birikiminin bir yansımasıdır”[8].

Eagleton ise, yazdığı bir eserde Türkiye’de halı-kilimlerde kullanılan damgaları Kürt damgaları olarak ifade etmenin ötesinde Kürt halı-kilimlerinin “otantikliğini” koruduğunu ve simetrik olduğunu belirterek Türkiye’deki Kürt halılarının yanlış bir isimlendirmeyle “Yörük” halısı olarak ifade edildiğini belirtir[9]. Aynı anlayışı birçok Batılı araştırmacının eserlerinde de görmek mümkündür. Bu konuda ortaya atılan görüşlerden haberdar olmak için internet üzerinde küçük bir araştırma yapmak yeterlidir. Ancak, bilmek gerekir ki, bu türden faaliyetlerin bilimsel yanı olmamakla beraber; dıştan tasarlanmış ve içten uygulamaya sokulmak istenen bir ‘millet-ulus/nation-buildings’ inşa etme programının bilinçli çabalarının yansımalarıdır.

Yerli ve yabancı ülkelerin muhtelif halı-kilim uzmanlarınca yapılan kasıtlı, yanlış ve tahrif edilmiş bilgilendirmeler, bilimsel değerden yoksun spekülatif açıklamalardır. Fakat bunlar, ananevi Kürt, Zaza halı-kilimlerindeki simetrik damgalar gerçeğini ve Kürt, Zaza dokumalarıyla Türk dokumalarının aynı olması gerçeğini ortadan kaldırmıyor*. Türk kültür coğrafyasında görülen bu damgaların ana kaynağının Altaylar olduğu konu uzmanlarınca kabul edilmektedir. Özellikle Sovyetler Birliği zamanında Rusların yayınladığı eserlerde, Türk halklarının halı-kilimlerinde bu damgalar tespit edilmiştir. Hatta Sibirya’nın en ücra yerlerinde yapılan çalışmalarda bile, bu damgaları görmek mümkündür[10]. Üstelik onlar zorlama çizimlere gerek kalmadan,  geleneksel davranışlarının bir ifadesi olarak görülürler.

Sonuç olarak, Türkiye’de halı-kilim çalışanların ana problemi bugüne kadar genelde halı ve kilimin nerede dokunduğu, adı, iplik yapısı, düğüm sayısı gibi meseleler olmuştur. Oysa halı-kilim ve mezar taşlarındaki damgalar birer sanat eseri olmaktan öte, bir duygunun bir sosyo-kültürel hayatın, en genel tabiri ile sosyal tarihin dile getirildiği kitap sayfaları ve tarihi vesikalardır. Bu belgeler resmi kurumlar tarafından yazılmadıkları için de halkın en yalın duygu ve düşüncelerini ifade ederler. Dolayısıyla tarih yazıcıları ve sosyo-kültürel kavramlar hakkında çalışanların, öncelikle halı-kilim ve mezar taşları gibi etnografik eserleri dikkate almaları gerekir. Çünkü bunlar resmî duygular ile bilgilerin karışmadığı en yalın tarihî vesikalar olup geleneksel hayatı ve zihniyeti ifade ederler. Bu bağlamda Avşar halı-kilimleri de Avşarlıktan ziyade Türklüğü ifade eder ve etmektedir.

Dadaloğlu Derki;

Yara yara bir kavgaya girmedik
Sağa, sola kılıçları vurmadık
At üstünde döğüşerek ölmedik
Ok değmeden gözlerimiz kör oldu

Birden kapıştılar kulunu, tayı
Kanı garrah oldu yoksulu, bayı
Böyle sağ gezmeden ölmemiz iyi
Mahşerece söylenecek şor oldu

Yazarlar


IMAGE
Eldeniz Abbaslı
"Şamlı" Adı Üzerine

Azerbaycan’d...
IMAGE
Tufan Gündüz
Şu Kart-Kurt Meselesi

Türkiye'de ...
IMAGE
Adnan Menderes Kaya
Avşar Yörelerinde Söz Varlığı

AVŞAR ...
Great new costomer Bonus Bet365 read here.

Avşar KöyleriAvşar Köyleri
Avşar KütüphaneAvşar Kütüphane
Avsar VideoAvsar Video

16. Yy'da Tarsus Türkmenleri olarak anılan Varsaklar arasında Kutlu Hanlı taifesine bağlı Dadalı adında bir oba bulunmaktadır. Bu oba 1543 tarihinde teşekkül etmiştir. 1543'te 13 hane, 1572'de yine 13

...

Sis Avşarı obalarındandır. Sis bölgesinde 1519'da 36 hane olup göçer-evler olarak kaydedilmiştir. 1523-4'te 46 hane,  16 mücerret, 1525-6'da 32 hane, 21 mücerret, 1536-7'de ise 34 hane, 19 mücerret nü

...

Sis Avşarlarındandır. Sis bölgesinde 1519 tarihli defterde adına rastlanmıyor. 1523-4 tarihli tahrirde 8 hane, 1 mücerret nüfus ve 590 akça hasılı olan cemaat defter harici kaydedilmiş ve Karataş mezr

...

Çukurova'nın en büyük aşiretlerinden biri olan Sırkıntı aşireti batılı seyyahlar tarafından Afşarlara mensup bir oymak olarak gösterilmiştir.1624 yılında Abaza Mehmet Paşa'nın II. Osman'ın (Genç) inti

...

arama
View best betting by artbetting.net
Download Full Premium themes