Kürtleşen Avşarlar (Türkmen Kürtleri)

Yaşar Kemal, Diyarbakır’da Kürtleşen Avşarları tanıttığı yazısında, Alevi olan ve Kürtleşmeyen bir A...

Osmanlı Devleti döneminde 1865 Fırka-ı Islahiye Kanunu ile göçe zorlanan Avşarların bu iskanına ait Başbakanlık Osmanlı Arşivlerinden elde edilen belgeler

Osmanlı Devleti döneminde 1865 Fırka-ı Islahiye Kanunu ile göçe zorlanan Avşarların bu iskanına ait ...

Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığı, Prof. Dr. Yusuf HALAÇOĞLU hakkında açılan davayı karara bağladı.

T.C. KAYSERİ CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI Soruşturma No : 2007/22683 Karar No : 2007/14419 KOVUŞTURM...

Avşar Ağıtları Konulu Makaleler

Bolu Cumhuriyet Savcısı Sayın Necip TOPUZ tarafından hazırlanan "Avşar Ağıtlarını Konu Alan Makalele...

Avşar Oymak ve Obaları Listesi Yayınlandı

Avşar Oymak ve Obaları listesi yayınlanmakta. Listeye veri girişi devam etmektedir. Afşarlar iskan s...

Avşar Obası Elektronik Posta Grubu

Avşarelleri elektronik posta grubumuz GOOGLE sunucuları üzerinde hizmetinizdedir. E-Posta grubumuza ...

Avşar Kültür ve Tarihi Hakkında Eserler

Avşar Kültür ve tarihini hakkında günümüze kadar yazılmış tüm eserlere ulaşmak için BURAYA tıklayını...

Avşar Kültür Öğeleri: Ağıtlar

Ağıt, genellikle bir ölüm'ün ya da acı, üzücü bir olayın ardından söylenen halk türkü'südür. Doğal a...

  • Kürtleşen Avşarlar (Türkmen Kürtleri)

  • Avşar Obası Yeni Web Arayüzü İle Yayında

  • Kayseri ili Tomarza ilçesi Emiruşağı Kasabası'nın adı ''Avşarobası olarak değiştirildi.

  • Osmanlı Devleti döneminde 1865 Fırka-ı Islahiye Kanunu ile göçe zorlanan Avşarların bu iskanına ait ...

  • Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığı, Prof. Dr. Yusuf HALAÇOĞLU hakkında açılan davayı karara bağladı.

  • Avşar Ağıtları Konulu Makaleler

  • Avşar Oymak ve Obaları Listesi Yayınlandı

  • Avşar Obası Elektronik Posta Grubu

  • Avşar Kültür ve Tarihi Hakkında Eserler

  • Avşar Kültür Öğeleri: Ağıtlar

Türk Kültürü Bağlamında Avşar Halı-Kilimleri

mustafaATürkiye’deki sosyal bilimciler tarafından halı-kilimcilik tarihi ve bu tarihin meydana getirdiği kültür hakkında yeterli düzeyde araştırmaların yapıldığı söylenemez. Konu hakkında genellikle tecrübesiz araştırmacılar, amatör halk bilimciler ve kısmen de sanat tarihçileri tarafından muhtelif yayınlar yapılmıştır. Bu çalışmalar ise çoğunlukla bir şehir-bölge esas alınarak yapılmış tasvire dayalı çalışmalardır. Dolayısıyla genelde halı-kilim sanatı, tarihi kültürel süreç ve coğrafi şartlar göz önünde tutulmadan değerlendirilmiştir. Yani halı-kilim sanatı genel olarak bilimsel anlayışla incelenmemiştir. Şüphesiz, vurguladığım bağlam çerçevesinde az da olsa bazı çalışmalar yapılmıştır; ama bu çalışmalar da maalesef bilimsel karşılaştırma tekniğinden mahrumdurlar.

Türkiye’de halı ve kilim sanatında kullanılan damgalar ve şekillerle ilgili yapılan bir takım araştırmalarda, genellikle Türklerden önce Anadolu’daki kadim kavimler dikkate alınarak açıklamalar yapılmıştır veya Türkiye’deki damgalar, şekiller o kavimlerle ilişkilendirilmiştir. Bazı eserlerde de, Anadolu’nun kadim kavimleri ile Asya Türkleri ve onların sahip olduğu medeniyet arasında bir bağ kurulmaya çalışılmışsa da sorunun yeterli düzeyde çözüme kavuşturduğu söylenemez. Türkiye’de damgalar üzerine çalışan araştırmacılar, Türklerin tarihi kültür coğrafyalarına yönelmek yerine, yaşadıkları ve araştırma yaptıkları coğrafyanın tutsağı olarak, “her şeyin kaynağı yaşanılan coğrafya” varsayımını bir gerçeklik olarak kabul etmişlerdir.

Türklerin kadim tarihi ve coğrafyaları göz önünde tutulmadan Ön Asya ve Balkanlar coğrafyasının kültürel yapısı anlaşılamaz ve hiçbir sorun yeterli düzeyde çözüme kavuşturulamaz. Çünkü “tarih bir toplum için, geçmişin deneyim ve bilgi birikimlerinin toplandığı bir medeniyet ambarıdır. Geçmişin doğru anlaşılmasını, geleceğin doğru inşa edilmesini sağlar”[1]. Bu nedenle tarihin önemli bir kültür unsuru olan kilim-halı sanatında görülen damgaları da bu bağlam içinde değerlendirip incelemek gerekir.

Türkiye’de halı-kilimlerde kullanılan damga ve şekillerin isimlendirilmeleri genelde yakıştırmadır. Mesela; “ana tanrıça”dan hareketle yapılan “elibelinde, hayat ağacı, bereket, insan, saç bağı, koçboynuzu, küpe, sandıklı, aşk ve birleşim, yıldız, suyolu, pıtrak, haç, sandık-kazan kulpu, bereket-akrep” ve benzeri isimlendirmeler[2] genelde, ad oldukları damganın varlığını yansıtmaktan uzaktır. Ayrıca Türk halı-kilimlerindeki damgaları Türk dünyasıyla ilişkilendirmek isteyenler de “ana tanrıça”dan hareketle yapılan isimlendirmeleri kabullenmiş ve kullanmışlardı[3]. Türkiye’deki halı-kilimlerdeki damgaları bir yöreye bağlı olarak açıklayanlar, araştırma yaptıkları bölgede tespit ettikleri damgaları, orada yaşayan aşiret, halk ya da coğrafya ile açıklamışlardır[4]. Diğer yandan dokundukları yerleri göz önüne alarak halı-kilimleri Kars kilimi, Hakkâri kilimi, Bergama kilimi ya da Kazakistan, Kırgızistan halı-kilimi vb. diye adlandırmak doğru mudur?

Mesela bu makalede kullandığımız Avşar dokumalarıyla ilgili fotoğraflar ile diğer dokumalardan aldığımız bazı damgaların aynı olduğunu ya da aynı damgaya aynı eserde neden farklı iki isim verildiğini nasıl açıklayabiliriz? Türkiye’de bir bölge, il, ilçe ya da bir aşirete bağlı olarak isimlendirilen damgaların diğer Türk kültür coğrafyasındaki Türk halkları arasında da yaygın olarak kullanılmasını nasıl açıklarız? Bu sorular ve cevapları özelde Avşar halı-kilimlerinin genelde ise Türkiye’deki halı-kilim çalışmalarının anlaşılması için önemlidir.

Bu makalede bazı örneklerini gördüğünüz Türkiye ya da İran’daki bazı çalışmalarda Avşar halı-kilimi olarak ifade edilen dokumaların Avşar olmayan Türk halkları arasında da yaygın olarak yapılıp kullanıldığını nasıl açıklayabiliriz?* Dolayısıyla halı-kilimlerin ve bunların üzerindeki damgaların tasnifinde "benzetme, varsayım, yakıştırma ve tahmin yöntemleri yanında, uydurmaları da kabullenerek el yordamıyla ilerlediğimizi biliyoruz"[5] ifadesi bu konuda araştırılması gereken temel sorunların bizi beklediğine işaret ediyor. Damgaların isimlendirmelerinin önemli bir kısmının yakıştırma ve uydurma olmaları hakkında özellikle resim 2, 3 ve 4’e bakınız.

Resim 3’te Eskişehir/Sivrihisar ilçesinden damgalar görülmektedir. Bu resimdeki 1 ve 2 nolu damgalar için kaynakta verilen söylencenin bir başka varyantı, Hakkâri ve Şırnak’ta Gülsayra diye bilinen damga için ifade edilir[6]. Bu resimdeki bir başka konu ise aynı eserde aynı damgaya iki farklı ismin verilmiş olmasıdır. Resimde görüldüğü gibi sayfa 13’de 1 ve 2 nolu damga  “gelin kız”, sayfa 15’de ise aynı damga “evli kadın” olarak isimlendirilmiştir. Bu tür isimlendirme hataları, konu hakkındaki çalışmalarda sıkça görülen bir durumdur.

Yerel çalışmaların ortaya çıkardığı verileri,  bir bölgeye has isimlendirmeleri Türkiye geneline özgü bir durum tespiti gibi değerlendirmek gerçeği yansıtmayan anlayışların doğmasına meydan vermektedir. Öbür yandan elibelinde olarak isimlendirilen bazı damgaların koçboynuzu veya bereket olarak isimlendirilen damgalardan nasıl ve neden farklı bir biçimde adlandırıldığı da, ayrıca kendi başına açıklanmaya muhtaç bir sorundur.

Türk halı-kilim tasniflerini birkaç grup dışında çok çeşitli adlandırmak pratik bir kaygıdan öteye bir şey ifade etmediği gibi, aşırı ısrarlar sosyo-kültürel hayatı ya da sosyal hafızayı parçalar. Çünkü onlar yani damgalar aynı tarihî bilinç içinde, fakat farklı zamanlarda ifade edilmiş bir zihniyetin ürünüdürler. Dolayısıyla geleneksel Türk halı-kilimlerinde farklı gibi görünen damgalar, aslında bir bütünün çeşitli parçalarını ifade ederler.

Türkiye’de görülen damgaların neredeyse Türklerin sosyal coğrafyalarının tamamında özellikle de Orta Asya ve Sibirya Türklerinde tarihin bilindiği devirlerinden beri kullanılmış ve kullanılmaktadır. Bu konuda Sovyetler Birliği zamanında hazırlanan eserlerde bolca örnek vardır. Özellikle İvanov’un eseri[7] Sibirya Türklerinin kullandığı damgalar açısından son derece zengindir. Bu eserde ifade edilen damgaların hemen hepsini Türkiye’deki halı-kilimlerde de görmek mümkündür. Mesela Türkiye’de pıtrak olarak ifade edilen damga, Sibirya’da kullanılmaktadır. Fakat Sibirya’da pıtrak yetişmez.

Türkiye’de kullanılan damgaların her şeyden önce tarihî, kültürel kaynaklarının tespit edilmesi gerekir. Bu sebeple damgaların Türk kültür coğrafyasındaki dökümü yapılmalıdır. Bunlar yapılmadan halı-kilimlerdeki damgalarının isimlendirilmeleri, anlamlandırılmaları genelde sakıncalı ve yanlış algılamalara yol açacak sonuçlar yaratabilir. Üstelik kimi zaman bilinçli veya bilinçsiz biçimde yapılan bu türden hataları düzeltmek, yeni araştırma yapmaktan çok daha zor olmaktadır. Dolayısıyla, halı-kilim damgaları hakkında çalışanların olabildiğince disiplinler arası bir anlayışla araştırma yapmalarına ihtiyaç olduğu kadar bu bir zorunluluktur.

Yukarıda da kısaca ifade ettiğimiz gibi Güran Erbek ve Mine Erbek tarafından hazırlanıp Kültür Bakanlığı tarafından yayımlanan üç ayrı eserde, Türkiye’deki halı-kilimlere kimlik veren damgalar, Anadolu’da yaşamış tarih öncesi halklarla ilişkilendirilerek de anlatılmaktadır. Örneğin her üç eserde de yukarıda bahsi geçen Gülsayra-Gülsayre’nin dokuduğu damga, Anadolu’daki yaygın kullanımıyla “elibelinde” olarak adlandırılmış olup bu damganın Çatalhöyük, Ahlatlıbel, Hacılar kazılarında bulunan ana tanrıça şeklinden türediği, Çatalhöyük kazıları sonucu bulunmuş olan duvar süsleme örneklerinin günümüzde Anadolu’da kullanılanlardan pek farklı olmadığı ifade edilerek şöyle denmiştir: “Anadolu kilim ve halı dokuma tekniklerinde karşımıza çıkan elibelinde motifi bu heykelciklere benzer formdadır. Dokumalardaki bütün motifler kadının kültürel birikiminin bir yansımasıdır”[8].

Eagleton ise, yazdığı bir eserde Türkiye’de halı-kilimlerde kullanılan damgaları Kürt damgaları olarak ifade etmenin ötesinde Kürt halı-kilimlerinin “otantikliğini” koruduğunu ve simetrik olduğunu belirterek Türkiye’deki Kürt halılarının yanlış bir isimlendirmeyle “Yörük” halısı olarak ifade edildiğini belirtir[9]. Aynı anlayışı birçok Batılı araştırmacının eserlerinde de görmek mümkündür. Bu konuda ortaya atılan görüşlerden haberdar olmak için internet üzerinde küçük bir araştırma yapmak yeterlidir. Ancak, bilmek gerekir ki, bu türden faaliyetlerin bilimsel yanı olmamakla beraber; dıştan tasarlanmış ve içten uygulamaya sokulmak istenen bir ‘millet-ulus/nation-buildings’ inşa etme programının bilinçli çabalarının yansımalarıdır.

Yerli ve yabancı ülkelerin muhtelif halı-kilim uzmanlarınca yapılan kasıtlı, yanlış ve tahrif edilmiş bilgilendirmeler, bilimsel değerden yoksun spekülatif açıklamalardır. Fakat bunlar, ananevi Kürt, Zaza halı-kilimlerindeki simetrik damgalar gerçeğini ve Kürt, Zaza dokumalarıyla Türk dokumalarının aynı olması gerçeğini ortadan kaldırmıyor*. Türk kültür coğrafyasında görülen bu damgaların ana kaynağının Altaylar olduğu konu uzmanlarınca kabul edilmektedir. Özellikle Sovyetler Birliği zamanında Rusların yayınladığı eserlerde, Türk halklarının halı-kilimlerinde bu damgalar tespit edilmiştir. Hatta Sibirya’nın en ücra yerlerinde yapılan çalışmalarda bile, bu damgaları görmek mümkündür[10]. Üstelik onlar zorlama çizimlere gerek kalmadan,  geleneksel davranışlarının bir ifadesi olarak görülürler.

Sonuç olarak, Türkiye’de halı-kilim çalışanların ana problemi bugüne kadar genelde halı ve kilimin nerede dokunduğu, adı, iplik yapısı, düğüm sayısı gibi meseleler olmuştur. Oysa halı-kilim ve mezar taşlarındaki damgalar birer sanat eseri olmaktan öte, bir duygunun bir sosyo-kültürel hayatın, en genel tabiri ile sosyal tarihin dile getirildiği kitap sayfaları ve tarihi vesikalardır. Bu belgeler resmi kurumlar tarafından yazılmadıkları için de halkın en yalın duygu ve düşüncelerini ifade ederler. Dolayısıyla tarih yazıcıları ve sosyo-kültürel kavramlar hakkında çalışanların, öncelikle halı-kilim ve mezar taşları gibi etnografik eserleri dikkate almaları gerekir. Çünkü bunlar resmî duygular ile bilgilerin karışmadığı en yalın tarihî vesikalar olup geleneksel hayatı ve zihniyeti ifade ederler. Bu bağlamda Avşar halı-kilimleri de Avşarlıktan ziyade Türklüğü ifade eder ve etmektedir.

:
Alaydım da Cura Saz'ım Dizime

Alaydım da cura saz'ım dizime
Çekseydim sürmeler ala gözüne
Cihan güzel olsa girmez gözüme
Sende bir gümanım var Çiçek Dağı.

Bu karşıki dağda yanar bir ışık
Aldırmış sevdiğim ağlar bir aşık
Bir ceren bakışlı zülfü dolaşık
Sende gümanım kaldı Çiçek Dağı.

Dadaloğlu görülmüyor borandan
Yıkılsın şu dağlar kalksın aradan
Elbeyli'den geldim ...

Köşe Yazarları


IMAGE
Eldeniz Abbaslı
"Şamlı" Adı Üzerine

Great new costomer Bonus Bet365 read here.
  • Bucak

    Anadolu'ya göçler esnasında Avşarlardan bazı bölükler Rakka'da bulunan Tel-şammar ve Tel-Zivan yörelerine yerleştiler. Bu yöreler daha sonra Osmanlı iskan politikasına sahne olan en önemli yerler a...

    (12814)
  • Bay Temürlü (Hacılı)

     

    Sis Avşarı obalarındandır. 1519'da 8 hane, 560 akça hasılı bulunan cemaat göçer-evler olduğu halde Adana Sancağında mütemekkin olup rüsum-u örfiyesini Sis Sancak beyine veriyordu. 1523-4 tahririn...

    (9419)
  • Hedilli

    Recepli Avşarlarının bir kolu. 1703 yılından itibaren diğer Recepli Avşarı obalarıyla birlikte Belih nehri boyları ve Rakka'ya iskan edildi. Ancak bir müddet sonra bir kısmı iskandan kaçıp etrafa d...

    (6919)
  • Sarı Fakihli

    Recepli Avşarındandır. 16. Yy'ın ilk yarısında Sis yöresinde bulunan cemaat, Savcı-Hacılı'ya tabi gözüküyor ve 1519'da 11 hane, 2 mücerret, 840 akça hasıl, 1523-4'te ise 16 hane, 9 mücerret, 1270 a...

    (9169)

arama
Arabic Armenian Azerbaijani Bulgarian Chinese (Traditional) English French German Persian Russian

View best betting by artbetting.net
Download Full Premium themes