Bitmeyen Senfoni: Ortadoğu Barış Süreci

mehmetSİsrail-Filistin anlaşmazlığında barışın anahtarı İsrail-ABD ikilisinin elindedir. Filistin tarafı ve Mısır, Ürdün, Suudi Arabistan gibi destekçiler ancak İsrail-ABD ikilisinin açtığı yoldan ilerleyebilirler. Filistin yönetiminde kim olursa olsun, İsrail tarafına ne verilebilir ki? İsrail’in en büyük endişesi güvenlik konusudur. Kendi güvenliğini sağlayamayan Filistin tarafının İsrail’in güvenliğini sağlamasını beklemek anlamsız bir yaklaşımdır.


İsrail’in hem Soğuk Savaş döneminde yaşayan “savaş süreci”nden hem de Soğuk Savaş sonrası dönemde yaşanan “barış süreci”nden kazançlı çıktığı görülmektedir. İsrail “savaş süreci”nde işgal ettiği toprakları “barış süreci”yle Filistinlilere/Araplara kabul ettirme çabasındadır. İsrail’in Mısır’la imzaladığı 1979 yılındaki Camp David Antlaşması’ndan bu yana, yapılan bütün barış antlaşmalarının kazananıdır. Söz konusu antlaşmalarda İsrail karşısındaki Arap bloğunu dağıtmasını bilmiştir. İsrail-Filistin barış görüşmelerinin başlaması aynı zamanda İsrail’le diğer Arap devletlerinin iletişim kurmasının ve anlaşma yapmasının önünü açmaktadır. Çünkü Filistin sorunu devam ettiği müddetçe mevcut Arap devletlerinin yöneticileri İsrail ile rahat bir şekilde temasa geçmekten çekinmektedirler.

Eğer Ortadoğu’da barış yapılmak isteniyorsa, ABD’nin İsrail lehine olan “taraflı arabuluculuk”tan “tarafsız arabuluculuk” konumuna geçerek, İsrail’e baskı yapması gerekmektedir. Bu da ancak ABD’nin İsrail ile olan ilişkisini anlaşılır bir şekilde rasyonel temellere oturtmasıyla mümkün olacaktır. İsrail ise, barış niyeti taşıyorsa ilk önce İsrail devletinin sınırının nerede başlayıp nerede bittiğini ve “İsrail’in güvenliği” kavramının ne anlama geldiğini açıklamalıdır. İsrail açısından “sınır” ve “güvenlik” kavramları tanımlanmadığı sürece, İsrail-Filistin çatışması son bulmayacaktır. İsrail, Yahudi yerleşimlerini kendi güvenliği açısından vazgeçilmez görürken, bunların Filistin’in ortadan kalkması anlamına geldiğini bilmelidir. Nitekim Batı Şeria’daki İsrail’in yerleşim faaliyetlerinin incelenmesi bunu açıkça ortaya koymaktadır.

Her sorunun çözümünde olduğu gibi zayıf tarafın sorunu çözmesi beklenmemelidir. Sorunları güçlüler çözer, söz konusu sorunda da güçlü taraf İsrail’dir ve barış eğer istiyorsa kendisinin elindedir. İsrail’in barış konusundaki niyetini de öğrenmek zor değildir. İsrail’in en temel beklentisi hiçbir zaman “kapsamını” ve “niteliğini” tanımlamadığı “İsrail’in güvenliği” meselesidir.

“ANADOLU KAPLANLARI” TÜRKİYE’Yİ ORTA DOĞU VE AFRİKA’DA ETKİLİ KILIYOR
Yrd. Doç. Dr. Mehmet ŞAHİN
Gazi Üniversitesi, İİBF, 
Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi
This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

mehmetSSon yıllarda Türkiye’nin dış politikasında Orta Doğu ve Afrika’nın artan önemini anlamak için sadece uluslararası ve bölgesel konjonktürün değişmesini görmek Türkiye’nin bölgeye yönelik yeni politikasının anlaşılmasında yeterli cevabı karşılamayacaktır. Türkiye’nin dış politikasında Orta Doğu ve Afrika’nın önemli yer işgal etmesi bugüne kadar aşağı yukarı şu argümanlarla açıklanmaya çalışıldı;

1. Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye karşı uyguladığı çifte standartlı politikalarından dolayı, Türkiye’nin AB üyelik sürecinin istenildiği şekilde iyi gitmemesi.

2. 2003 yılında ABD’nin Irak’ı işgali ile Türkiye-ABD ilişkilerinde yaşanan güven bunalımı.

3. 2009 yılında dünyada yaşanan ekonomik krizle birlikte AB ve eski Sovyet Rusya coğrafyasının ekonomik cazibesinin azalması.

4. Irak’ta ABD’nin işgaliyle birlikte dış güç olarak ABD’nin, önemli bölgesel aktörler olarak ise Suudi Arabistan ve Mısır gibi ülkelerin bölge sorunları karşısında çaresiz kalarak ciddi derecede itibar kaybına uğramaları ve buna bağlı olarak söz konusu bölgede boşluk oluşması.

5. Her geçen gün bölgede İsrail-Filistin sorunu gibi eski çözümsüz sorunlara yenilerinin eklenmesi ve bu sorunlu ortamda varlık göstermeye devam eden İran.

6. İsrail’in politikalarının bölge halkı ve mevcut Arap yönetimleri tarafından kötü karşılanması ve Türkiye’nin İsrail karşısında eleştirel duruşu.

7. Mevcut Arap yöneticilerinin bölgede yaşanan sorunlar karşısında yetersiz kalarak kendi halkları nezdinde itibar kaybetmeye devam etmeleri.Yukarıda saydığımız nedenlerin yanında Türkiye’nin yeni Orta Doğu politikasını belirleyen ve motive eden bir faktör daha vardır ki, bugüne kadar pek gündeme getirilmemiştir. Türkiye’de özellikle 1980’li yıllarda ortaya çıkmaya başlayan ve son 25 yıl içinde yapmış oldukları üretim gücü ve istihdam kapasitesiyle ekonomide ve iç politikada etkinliğini ortaya koyan “Anadolu kökenli yeni orta sınıf” diye adlandırdığımız popüler tabirle “Anadolu kaplanları” diyeceğimiz sınıfın son dönemlerde Türkiye’nin dış politikasında etkisini hissettirmesidir.

Son 25 yılda ortaya çıkan ve ticari alanda, istihdam sağlamada ve sermaye birikiminde önemli mesafe alan yeni “Anadolu burjuvası” Türkiye’nin iç siyasetinde elde ettiği gücü son yıllarda yapılan seçimlerde ortaya koydu. Şimdi ise Türkiye’nin “yeni burjuvası”nın kazanmış olduğu bu gücü, ülkenin dış siyasetinde de etkili kılmaya başladığı görülmektedir. En azından mevcut yönetimin dış politikasında özellikle Orta Doğu ve Afrika’ya yönelik politikasında, önemli motivasyon ve destek sağlamaktadır.Dünya tarihinin politik-ekonomisini takip eden her uzman şunu iyi bilmektedir ki, bir ülkede önemli değişimlerin/dönüşümlerin yaşanması genellikle burjuva sınıfı tarafından yapılmaktadır. En azından temel itici güç burjuvadır. Örneğin Avrupa’da yaşanan devrimlerin hemen hepsi burjuva sınıfı tarafından gerçekleştirilmiştir. Yani paraya sahip olan bir anlamda ülkenin iç siyasetini belirlediği gibi dış siyasetine deönemli oranda etki yapar duruma gelmektedir.Dünyada artık diplomasi, bir ülkenin sadece güvenlik ve savunma konularını yürüten bir araç değil, aynı zamanda ticaretinin önünü açan bir araç durumuna gelmiştir.

Aslında tarihte İngiltere ve ABD dış politikasına baktığımızda ticaretin/ekonomininbu ülkelerin dış politikalarında çok önemli bir faktör olduğu görülür. Türkiye ise özellikle 1980’li yıllardan itibaren ticareti/ekonomiyi dış politikasının önemli bir unsuru olarak görmeye başlamıştır. Bu bağlamda Cumhurbaşkanları ve Başbakanların yurt dışı gezilerine çok sayıda iş adamlarının katılımları sağlanmıştır/sağlanmaktadır.Günümüzde özellikle gelişmiş dünyanın yaşadığı önce finansal kriz ve akabinde bunun ekonominin hemen hemen tümüne yansıması ülkeleri yeni pazar arayışlarına itti. 1980’li yıllardan bu yana alttan alta ekonomide etkin bir güç haline gelen “Anadolu kaplanları” ürettikleri mallar için yeni pazar arayışına girdiler ve bu dönemde en uygun pazar olarak Orta Doğu ve Afrika’yı gördüler.Yaklaşık 10 yıl öncesine kadar Türkiye’de sermayeyi elinde bulunduran TÜSİAD grubu ellerindeki ekonomik güçle ülkenin iç ve dış siyasetinde belirleyici rol oynamaktaydı.

TÜSİAD grubunun AB sürecini desteklemesinin altında yatan ana sebep; politik kaygılardan ziyade ekonomik temelliydi. Söz konusu grup ihracat pazarı daha çok Avrupa olduğu için Türkiye-AB ilişkileri konusundaki oldukça duyarlı olmalarına rağmen, Türkiye’nin Orta Doğu ve Afrika ile ilişkilerinde aynı hassasiyeti göstermediler/göstermemektedirler. Soğuk Savaşın sona ermesi ve Sovyetler Birliği’nin yıkılmasıyla birlikte Doğu Avrupa, Rusya Federasyonu coğrafyası yeni ekonomik pazar olarak ortaya çıktı. Fakat Türk girişimcilerin söz konusu pazarı yeterince değerlendirdiği söylenemez. Yine de bu pazar Türkiye’de ortaya çıkan yeni üretici sınıf için önemli bir pazardı. Fakat yaşanan son ekonomik krizle birlikte bu pazarın da Türk girişimciler için cazibesi azaldı. 1990’lı yıllardan bu yana eski Sovyet coğrafyasında yapılan fuarlara katılan Türk girişimcilerin katılım oranları ve yaptıkları ekonomik bağlantılar bu durumu açık bir şekilde göstermektedir.Son yıllarda eski Sovyet coğrafyasının ekonomik cazibesinin kaybolması yeni Türk girişimcilerinin yönünün Orta Doğu ve Afrika pazarına dönmesine sebep oldu. 2000 yılında Dış Ticaret Müsteşarlığı tarafından uygulanmaya başlanan “Komşu ve Çevre Ülkeler Stratejisi”nin Türk girişimciler için özellikle Orta Doğu ve Afrika pazarını daha cazip hale getirdiği görülmektedir.

Türkiye’nin son yıllarda Orta Doğu’da ve Afrika’da yeni açılımlara gitmesi ve söz konusu coğrafyaya yapılan seyahatlerde iş adamlarının ciddi katılımları bunun en açık göstergesidir. Bugün itibariyle Orta Doğu’ya yapılan ihracat Avrupa Birliği ülkelerine yapılan ihracatın üçte birine ulaşmıştır. Aynı zamanda Türkiye’nin Afrika ülkelerine olan ihracatın da ise yüzde 70’lik bir artış sağlanmıştır.

Türkiye özellikle Orta Doğu’da bir barış ve istikrar ortamı oluşturmak istemektedir. Çünkü bölgede oluşacak barış ve istikrar ortamında en karlı çıkacak bölge devleti Türkiye olacaktır. Çünkü Orta Doğu’da devletler genellikle “rantiye devlet” denilen petrol üreten ülkelerdir ve petrol sanayisi dışında sanayileri gelişmiş değildir. Hatta petrol sanayinin gelişimine ağırlık verildiğinden diğer alanlarda tam bir körelme yaşanmaktadır. Bölgeye genel olarak bakıldığında üreten bir sanayiye sahip üç ülke öne çıkmaktadır: Türkiye, İran ve İsrail.Arap-İsrail düşmanlığından dolayı İsrail ekonomik olarak Orta Doğu’da etkinlik gösterememektedir. Türkiye ve İran karşılaştırıldığında ise yaklaşık son otuz yıldır ambargo altında yaşayan İran’ın eski teknolojiye sahip olması, Orta Doğu’da ticari anlamda Türkiye ile rekabet gücünü azaltmaktadır. Bu durumda Orta Doğu’da oluşacak istikrarlı ve barışçıl bir ortamda en karlı çıkacak ülkenin Türkiye olacağı aşikârdır.

Son yılarda Türkiye’nin söz konusu bölgeye yönelik yürüttüğü dış politika ve bunun oluşturduğu ortamdan en kazançlı çıkacak kesim ise “yeni orta sınıf”üreticilerdir. Bu durumu gözlemek/doğrulamak için 2000’li yıllarda Orta Doğu’da yapılan ticaret fuarlarına katılımlara bakılması yeterli olacaktır. Artık Orta Doğu’da yapılan ticaret fuarları “Anadolu kaplanları” için yeni bir çıkış yolu/pazar olarak görülmektedir. Tabii bu sınıfın muhafazakâr yapısı da dikkate alındığında söz konusu bölgenin önemi daha da belirgin hale gelmektedir.TÜSİAD sermayesi yukarıda da bahsedildiği üzere, bu bölgeye çok ağırlık vermemektedir. Buna karşılık, “Anadolu kaplanları” için Orta Doğu ve Afrika önemli bir pazar olmuştur. TÜSİAD sermayesini Orta Doğu ve Afrika’nın zor şartlarında görmeyebilirsiniz ama Anadolu kaplanları ürettikleri malları pazarlamakve bakir alanlarda kök salmak için her zorluğu göze alabilmektedir. Bugün Kayserili halıcı, Denizlili tekstilci, Antepli helvacı ve Ankaralı OSTİM esnafı gibi “yeni orta sınıf” üreticiler için Orta Doğu ve Afrika önemli bir pazar olmuştur.

Söz konusu üretici sınıf, bölgenin bütün altyapı ve mevzuat zorluklarına rağmen bölgede her geçen gün etkin hale gelmektedir. Nitekim, Türkiye’nin Orta Doğu ve Afrika ülkeleriyle olan ihracat, ithalat rakamlarına balkıdığında hızlı bir artış trendinin olduğu görülmektedir.Türkiye ile Ortadoğu Ülkeleri

Kısaca, Türkiye’de üretime devam ederek istihdamın devamına katkı sağlamaktadırlar.2000’li yıllarda bölgede yapılan ticaret fuarlarına katılan Türk girişimcilerin yapısına bakıldığında neredeyse tamamının “Anadolu kaplanları” diye adlandırılan sınıftan oldukları görülmektedir. Bundan dolayı son dönem Türkiye’nin Orta Doğu ve Afrika politikaları söz konusu sınıf tarafından şiddetle desteklenmektedir. Bu durumu anlamak hiç de zor olmasa gerek. Çünkü söz konusu sınıf, bu pazarları bir çıkış yolu olarak görmektedir.

Ankara OSTİM veya “Anadolu kaplanları” diye adlandırılan sınıfın mensupları arasında yapılacak olan bir anket çalışmasıyla son dönem Türkiye’nin Orta Doğu ve Afrika’ya yönelik dış politikası konusundaki görüşleri çok kolay bir şekilde öğrenilebilir.Son yıllarda Türk diplomasisinde Orta Doğu ve Afrika’nın önemi artmıştır. Bu bağlamda 1998 yılında “Afrika Eylem Planı” kabul edilerek Afrika’ya yapılacak açılımın ilk adımı atılmıştır.

2005 yılı ise Afrika yılı olarak ilan edilmiştir. Türk resmi makamları tarafından yapılan girişimlerin dışında, TUSKON gibi iş adamları kuruluşları da Türk iş adamları ile Afrikalı iş adamlarını bir araya getiren çalışmalar yürütmektedir. Bu faaliyetlerin yanı sıra, TİKA’nın dışında bazı Türk sivil toplum kuruluşları da Afrika’da ciddi çalışmalar yürütmektedir. Türkiye, Afrika’ya olan açılımı sayesinde bu bölgeye ihracatını üç yılda üç kat artırarak 6 milyar dolardan 18 milyar dolara çıkarmıştır.

Türkiye, ihracatın dışındaki konularda da özellikle siyasi konularda, kendisi için fayda sağlamaktadır. Nitekim Türkiye, Afrika Birliği’nden gözlemci statüsü aldığı gibi, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi geçici üyeliği için gerekli olan desteği de Afrika ülkelerinden bulmuştur. Orta Doğu’da birçok ülkeyle (Suriye, Irak, Lübnan, Ürdün, Katar vb.) ticari alt yapıyı sağlamak ve bunu kalıcı kılmak için önemli sayıda anlaşmalar imzalanmıştır.

Türk diplomasisinin son dönemdeki bu tarz girişimleri Türk girişimcilerinin önünü açarak yeni fırsat kapıları aralamalarına sebep olmaktadır.Türk diplomasisinin anlaşmalarla sağladığı ve Türk girişimcilerinin risk alarak bölgede var olmaları ve ayrıca Türk TV dizilerinin bölge halkı tarafından rağbet görmesi dikkate alındığında kültürel olarak da Türkiye’nin bölgedeki varlığı her geçen gün artan etkinliğin göstergesidir.Günümüzde Türkiye’nin Orta Doğu’da sorunları çözme yolunda barışçıl politikalar takip etmesi, siyasi varlığını güçlendirdiği gibi, Türk girişimciler sayesinde ekonomik alanda da varlık göstermesini sağlamaktadır. Siyasi ve ekonomik varlığının güçlenmesinin yanı sıra, Türk dizilerinin bölgede rağbet görmesi, kültürel olarak da etkinliğini arttırmasına neden olmaktadır. Söz konusu bölgede rağbet gören Türk TV dizileri Türk imajına ve Türk malına olan ilgiyi artırmaktadır.

Nitekimbölgede yoğun olarak izlenen bazı dizilerdeki oyuncuların giysilerinin benzerlerine olan talepte önemli artış olduğu gözlenmektedir.

Son yıllarda bölge ülkeleriyle yapılan anlaşmalara bakıldığında Türkiye’nin bölgeye yönelik politikasının söylemden ibaret olmadığı (1990’lı Yıllar Orta Asya politikasıyla karşılaştırıldığında) görülmektedir. Son dönem Orta Doğu’ya yönelik politikasının itici gücü “Anadolu kaplanları” olmuştur. Söz konusu üretici, ülke içinde kazandığı üretim kapasitesiyle dış politikada motivasyon gücü olurken, ülke dışında kazandığı güçle de iç politikada ağırlığını her geçen gün artırmaktadır.Özellikle Türkiye’nin söz konusu bölgeyle ilişkilerinde güvenlik konularının ağırlığının azalması buna mukabil ekonomik konuların ağırlık kazanması “Anadolu Kaplanları”nı bölgede olduğu gibi Türkiye’de de etkili kılmaktadır. Son dönemde Türkiye-İsrail ilişkilerinde sıkıntı yaşanmasının temel sebebi Türkiye’nin bölgeye bakışında güvenlik konularının öneminin azalmasındandır.Türkiye’nin iç ve dış politikasına kafa yoran her kişi ve kurumun söz konusu sınıfın düşüncelerini/gelişimini ve hareket yapısını takip etmesi faydalı sonuçlar doğuracaktır. Çünkü iç ve dış dönüşümün dinamiği artık bu sınıfın elinde gibi görünmektedir.

Komşu ve Çevre Ülkeler Stratejisi hakkında detaylı bilgi için bkz: 
http://www.dtik.org.tr/DC/Editor/Image/Kurultay_SunumveKonusmalar_PPS/H%C3%BCsamettin%2
0K%C4%B1l%C4%B1%C3%A7kaya%20-
%20Kom%C5%9Fu%20ve%20%C3%87evre%20%C3%9Clkeler%20Oturumu.ppt

Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkanı (TİM) Mehmet Büyükekşi, “Ortadoğu’ya ihracat AB’nin üçte birine ulaştı”, http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/12365444.asp (Erişim tarihi: 12-02-2010)

Ekonomik Krizle birlikte yeni pazar arayışında olan iş adamlarının yaklaşımları için bkz: “2010 hedefinde Afrika ve Ortadoğu pazarı var”, 
http://www.yeniasir.com.tr/Ekonomi/2009/12/24/2010_hedefinde_afrika_ve_ortadogu_pazari_var
(Erişim tarihi: 02-01-2010)

Tabloda değerlendirmeye alınan Ortadoğu ülkeleri şunlardır: Lübnan, Suriye, Irak, İran, İsrail, Filistin, Ürdün, Suudi Arabistan, Kuveyt, Bahreyn, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Umman, Yemen.
Dış Ticaret Müsteşarlığı, Dış Ticaret Bilgi Sistemi, 2010.

Tabloda değerlendirmeye alınan Afrika ülkeleri şunlardır: Fas, Cezayir, Tunus, Libya, Mısır, Sudan, Moritanya, Mali, Burkina Faso, Niger, Çad, Cape Verde, Senegal, Gambiya, Gine Bissau, Gine, Sierra Leona, Liberya, Fildişi Sahili, Gana, Togo, Benin, Nijerya, Kamerun, Orta Afrika Cumhuriyeti, Ekvator Ginesi, Sao Tome&Princo, Gabon, Kongo, Kongo Demokratik Cumhuriyeti, Raunda, Burundi, Angola, Etiyopya, Eritre, Cibuti, Somali, Kenya, Uganda, Tanzanya, Seyşeller, Mozambik, Madagasgar, Reunion, Mauritius, Komorlar, Mayotte, Zambiya, Zimbabve, Malavi, Güney Afrika Cumhuriyeti, Namibya, Bostvana, Svaziland, Lesotho.

Dış Ticaret Müsteşarlığı, Dış Ticaret Bilgi Sistemi, 2010.

HSBS: “KOBİ Krizde iç Pazar ve Ortadoğu’ya yöneldi”, 
http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/13826752.asp, (Erişim Tarihi: 15-01-2010), “Afrika pazarı Türk 
şirketleri için “cansuyu” olacak”,
http://www.iziad.org/indexx.php?f=ce0b47626a13bfe72bb3513269c3ffc7&;;;sayfa_id=101&id=8322&l
=2, (Erişim tarihi, 02-02-2010)

Ufuk Tepebaş, “Türkiye’nin Afrika Açılımı ve Türkiye-Afrika İşbirliği Zirvesi”, 
http://www.tasamafrika.org/tr/arsiv/makaleler/251-tuerkiyenin-afrika-aclm-ve-tuerkiye-afrika-birliizirvesi.html. (Erişim tarihi: 20-01-2010)

“Türkiye’nin Afrika pazarına ihracatı arttı”, 
http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=124789&;;;KTG_KOD=270, (Erişim 03-02-
2010)

Aralık 2009’da Türkiye ile Suriye arasında çeşitli alanlarda 51 adet işbirliği anlaşması ve mutabakat zaptı imzalandı. Bu anlaşmalarla birlikte Türkiye-Suriye arasında “Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi” oluşturuldu. 17-18 Eylül 2009 tarihlerinde Türkiye-Irak arasında Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyinin 1. toplantısında 40’ın üzerinde anlaşma imzalandı. Yine 2009 yılında Lübnan ve Ürdün’le vize muafiyetini de içeren anlaşmalar imzalandı. Son yıllarda Türkiye ile Katar arasında başta siyasi, ekonomik ve ticari alanlarda olmak üzere bir çok alanda işbirliği anlaşmaları ve görüşmeleri yapıldı.

“Türk dizilerine devlet görevi”, http://www.haberciniz.biz/haber/turk-dizilerine-devlet-gorevi--
750126.html, (Erişim tarihi: 12-01-2010)

Eskişehir merkezli Çetintaş firmasının patronu Hacı Yılmaz Çatintaş Kurtlar Vadisi oyuncularını 
giydirdiklerinden buyana Orta Doğu’ya olan ihracatlarında %20 artış olduğunu açıladı. 
http://www.gunlukhaberler.com/haber-Polat-ve-Mematiyi-giydirince-Ortado287uda-sat305351lar305-
patlad305-214zel-43280/, (Erişim tarihi: 13-01-2010)

Dadaloğlu Derki;

Alaydım da cura saz'ım dizime
Çekseydim sürmeler ala gözüne
Cihan güzel olsa girmez gözüme
Sende bir gümanım var Çiçek Dağı.

Bu karşıki dağda yanar bir ışık
Aldırmış sevdiğim ağlar bir aşık
Bir ceren bakışlı zülfü dolaşık
Sende gümanım kaldı Çiçek Dağı.

Dadaloğlu görülmüyor borandan
Yıkılsın şu dağlar kalksın aradan
E

...

Yazarlar


IMAGE
Tufan Gündüz
Şu Kart-Kurt Meselesi

Türkiye'de ...
IMAGE
Eldeniz Abbaslı
"Şamlı" Adı Üzerine

Azerbaycan’d...
IMAGE
Adnan Menderes Kaya
Avşar Yörelerinde Söz Varlığı

AVŞAR ...
IMAGE
Mustafa Aksoy
Türk Kültürü Bağlamında Avşar Halı-Kilimleri

Türkiye’deki...
Great new costomer Bonus Bet365 read here.

Avsar VideoAvsar Video
Avşar KütüphaneAvşar Kütüphane
Avşar KöyleriAvşar Köyleri

Beylikli Avşarı obası. Adını obayı yöneten kethüdasından almıştır. Halep yöresinde yaşayan cemaatin, 1550'de 34 hane nüfusu vardı. Sonraki tahrirlerde adına rastlanmaması, başka bölgelere göç ettiğini

...

Köpekli Avşarı obası. 1526'da iki şube olan cemaatin ilki Halep'in doğusundaydı ve 14 hane, diğeri ise 11 haneydi. 1536'da üç şubeye ayrılan cemaatin ilki 30, Halep'in doğusunda yaşayan ve Çobanoğlu'n

...

Aydoğmuşlu Avşarındandır. 1519'da 7 hane, 1 mücerret nüfusu olan cemaat göçer-evler idi. 1523-4'de 24 hane, 4 mücerret nüfus, 1525-6'da Otur mezrasında ziraat ediyorlar ve 28 hane, 4 mücerret nüfus, 1

...

Zaza gruplarından biri olan bu aşiret, 1375'ten sonra Sis bölgesinden göç ederek Sivas-Dersim arasına yerleşen Sis Afşarları'nın bakiyeleridir.Nitekim Sivas'a bağlı Suşehri ilçesinin bir köyünün adı S

...

arama
View best betting by artbetting.net
Download Full Premium themes